9.11.12

Atatürk Devrimi Sosyolojisi


Atatürk Devrimi

Burjuva demokrasilerinin temel ilkelerinden biri de sağ ve sol ideolojinin birbiriyle eşit koşullarda yarışmasına fırsat tanımasıydı.

Teori böyle olsa da, kapitalistlerin zamanla, devlet aygıtlarını para gücüyle ele geçirmeleri kaçınılmazdı.

Sol birliklerin aydın, sanatçı ve sendika güçlerinin çabasıyla mevzilerini geniş kitleler çıkarına geliştirmeyi başardığı ülkeler vardır.

Dünya savaşlarından sonra birim zamanda genel kalkınma hızı ve yaşam kalitesi daha yüksek olan, özgürlük alanının daha geniş olduğu ülkelerdir. Sovyetler'in askeri bürokrasi kurbanı olduğu bir yana, batı burjuva toplumları, bu günlerinin temelini, sosyal demokrasi ve sosyalist otokontrol hamleleriyle kurdukları kesin.

Emek-üretim dengesinden çok, tüccarlığın, bilim adamlığından çok askerlik mesleğinin popüler olunduğu toplumlarda, hangi demokrasiden söz edilebilir!

T.C. tarihimizde 19 seçim yapılmış, tamamında sağcı, ağa zihniyetli düşünceler egemen kılınmış. Buna karşılık, sol ve sosyalizm her dönemin korkuluğu olarak halkın karşısına dikilmiş. Beceriksiliğe bakılacağı yerde, hep öcü'ye dikkat kesilmesi sağlanmış.

Batı ile yaşam kalitesi farkı bir yana, “Kürtlere anadilde konuşma yazma özgürlüğünü bağışlasak mı bağışlamadan savsaklasak mı” gibi aylak-ağalık ruhuyla, uygarlık karşısında tazminat ödemeye devam ediyoruz!

Kurt Steinhaus, Atatürk Devrimi Sosyolojisinde, bu günlerimizin temeli olan konuyu en ince ayrıntılarıyla yazmış. Konu başlığını açıklayan kısa bir özeti ilginize sunuyorum. Bu kitabın, Atatürk ve Kemalizm üzerine yazılmış en ikna edici, bilimsel incelemelerden biri olduğunu düşünmekteyim. Türkçesi M. Akkaş, Sarmal Yayınevi.

* * *

"TCF(Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) ve SCF (Serbest Cumhuriyet Fırkası) din, politika ve ekonomi alanlarında liberalleşme isteklerinde bulunurken-objektif olarak- Osmanlı gelenekçiliği ve kompradorluğunun çıkarlarını temsil ediyorlardı.

1924'ten 1930 yılına dek edinilen tecrübeler, genel olarak, Cumhuriyet Halk Partisi karşısında sosyalistler dışındaki her muhalefetin, sisteme karşı çıkanları ve gelenekçilerin toplanma yerleri olduğunu göstermektedir: Laik ve anti-feodal görüşlerle burjuva toplumu fikirlerine karşı çıkan bu kuvvetlerin hangi kişisel amaçlarla bağımsız örgütler haline geldikleri önemli değildir. Bu nedenle, mahkeme huzurunda hiçbir zaman aydınlığa kavuşmayan birçok iddialardan biri gibi,

TCF'nin İzmir suikastinde ve Kürt isyanında parmağı olup olmadığı iddiasının doğruluğu da politik açıdan fazla önem taşımaz. Parlamento içindeki ve dışındaki sağcı muhalefetler, devrime karşı faaliyetlerinde aynı görüşleri paylaşmaktaydılar.

Türk Komünist Partisi'ne karşı, Kemalist hareket iki farklı tutum benimsemiştir. 1920 yılı Mayıs'ında Mustafa Kemal bir dostuna Türk Komünist Partisi' ni kurdurdu. Bu parti, ''Tanrının yardımı ile kurulduğunu'' ve ''İslamlığın aslında komünistlik, olduğunu'' ilan ettikten sonra, Üçüncü Enternasyonal'e katılma isteğinde bulununca gülünç bir duruma düştü.

Kominterne bağlı olan Türk Komünist Partisi, 1925 yılında yasaklanmasından önce de sürekli olarak kanun dışı ilan edilmeye çalışılıyor , polis ve mahkemelerce sert kovuşturmalara tabi tutuluyordu. Bütün bunlara bir de kanun dışı girişilen özel linç olayları eklenebilir. Örneğin, 1920 yılı baharında merkez komitesinin üç üyesi ile on iki parti üyesi linç edildi. Komünist Enternasyonal, 1925 yılında Türkiye grubunun ortadan kaldırıldığını'' açıkladı.

Türk komünistlerini sürekli kovuşturmasına rağmen Kemalizm, politik ve ekonomik bağımsızlık savaşını vermekte olduğundan ve laiklik uygulamaya çalıştığından desteklenmişti. Bir yandan da, Komüntern (uluslararası 3.enternasyonal) Türk Komünist Parti'sinin, kentlerde yaşayan proleter ve köylülerin partisi haline gelebilmesi için ciddi çabalara girişilmesini istemiştir.

Böylece devrim olayının yalnız burjuva düzeni çerçevesi içinde kalmaması, emekçilerin sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere daha ileri götürülmesi öngörülüyordu.

Görülüyor ki, Komünist Partisi, bir yandan, burjuva devrimini benimsiyor, ancak, öte yandan, bunu sosyalist bir toplum kurma yolunda geçici bir aşama olarak yorumluyordu. Bu gerçek, komünistlerin Kemalist hareket tarafından neden müttefik olarak kabul edilmediklerini açıklar.

Batı Avrupa endüstri ülkelerini örnek alan CHP, kapitalist toplum biçimini devrimin nihai amacı olarak görüyordu. Bu parti, bujuvazinin güçsüzlüğü ve alt tabakaların yoksulluğu nedeniyle, zorunlu olarak, gerçekleştirilmesi gereken sosyalist bir devlet biçimine kapalıydı.

Burjuva toplumunun dayanabileceği Sosyal tabakaların zayıflıkları nedeniyle, Avrupa parlamenterizminin Türkiye'de tam olarak yerleşmesi, objektif olarak imkansızdı. Bundan başka, parlamenter demokrasiye kalan küçük faaliyet alanı, devrim ve karşı-devrim faaliyetleri yüzünden gittikçe daralıyordu. Bu alanda ve egemenliğin çeşitli' tabakalara göre uygulanması yönünden denge sağlanamadı. ''Siyasete karışan kitleler azınlıkta idi. CHP bile, halkı kendi tarafına çekmeye çalışmıyor; köylere girmeyen bölgesel örgütler, yalnız kentlerdeki idarecileri denetliyor ve etkisi altına alabiliyordu. Bağımsız sendika ve köylü birlikleri hukuki kısıtlamalardan ötürü gelişemiyorlardı.

Devrimci hareketin az sayıdaki ileri görüşlü yönetici grubu, emrindeki devlet baskı araçlarının güvenliği altında, merkezi politik kuruluşların kaldırılmasını sağlayabilecek güçteydi. Böylece bütün maddi kaynaklarını ve politik enerjilerini bu konuyla ilgili sorunların çözümlenmesine verdiler. Buna karşılık, köylerde devrimin amaçlarına uygun politik bir alt yapının kurulmasına yeterince önem verilmedi. Bunun sonucu olarak da, Türk halkının beşte dördü, öteden beri ''taşrada ekonomik ve sosyal hayatı denetim altında tutan kuvvetlerin'' elinde kalıyordu.

Toprak sahipleri, tüccarlar, eski devlet ve din görevlilerinden meydana gelen, ''eşraf' deyimiyle adlandırılabilecek olan bu grup, ''aşırı bağnaz dini liderlerin etkisi altında bulunuyor ve ekonomik statükoya bağlı kalıyordu. Bunlar sosyal değişikliklerin karşısındaydılar. Otoritelerini tehlikeye düşürebilecek her çeşit rekabetten kaçınıyorlardı; tutuculukları, büyük toprak sahipleri, itibar ve otoritelerini taşranın ulaşılmazlığı dolayısıyla ellerinde tutabilen din adamları tarafından da korunuyordu. Milli devlet anlayışını ve cumhuriyeti, hükümetin kendi bölgesel üstünlüklerine saygı gösterdiği ölçüde benimsiyorlardı. 

Kemalist öncüler bu ''hareketlerin sert nüvesi'' ile zaman zaman anlaşmalara varmakla kalmayıp, sürek1i bir anlaşma olan iktidarı bölüşmek alternatifine de taraftardılar. Ayrıca, CHP'nin binlerce memuru ve ileri gelen kişileri bir araya getiren bir ''şan-u şeref partisi'' olmasına da göz yumuyorlardı

CHP'nin, iç politika alanında faaliyet gösteremez bir duruma düşmesiyle, burjuva devriminin gelişme olanakları da zorunlu olarak azalmaktaydı. Milli kurtuluş savaşı döneminde olduğu gibi, büyük halk kitleleri devrim hareketinin dışında tutuluyordu. Anadolu köylüleri ''milli politika alanından çok uzaktılar; köylere yalnız halkın çok korktuğu ve nefret ettiği jandarma ve vergi tahsildarları giriyordu. Cumhuriyet Hükümetinin jandarma baskısına son verememesi, ''bölgesel feodalizmi bastıramaması'', otoriter cemiyet ve aile yapılarını değiştirememesi, köylünün bağımsızlaşmasını engelliyordu. Böylece, feodalizm ve gelenekçilik, mutlak politik gücünü büyük bir ölçüde yitirmiş olsa da, ekonomik ve ideolojik gücünü korumaktaydı.

Bu durumun yol açtığı çıkmaz, çağdaş ilerici edebiyatta da görülür .Cumhuriyet döneminde eşkiyalığın yeniden dirilmesini konu alan, ünlü Türk romanlarından birinde, köylünün feodal dönemlerdeki gibi ezilmesi ve sömürülmesi sorunları, tek bir kişinin ağayı öldürmeye kadar giden davranışlarıyla çözümleniyordu".

7 yorum:

felsefespri dedi ki...

"1920 yılı Mayıs'ında Mustafa Kemal bir dostuna Türk Komünist Partisi' ni kurdurdu. Bu parti, ''Tanrının yardımı ile kurulduğunu'' ve ''İslamlığın aslında komünistlik, olduğunu'' ilan ettikten sonra, Üçüncü Enternasyonal'e katılma isteğinde bulununca gülünç bir duruma düştü."

Bir kitap daha okunmak üzere listeye alındı.

Alıntıların nesnelliği, beni de tetikledi bu konu üzerinde kafa yormaya. Yaptığın yorumlar da ayrı bir tat katmış.

Atatürk ve Kemalizm üzerine ikna edici bilimsel incelemelere fazlasıyla ihtiyacımız var.

Zihni örer dedi ki...

Atatürk üzerine yapılan nankörlükler de, düşmanlıklar da, platonik sevgiler de, anlamayı imkansız kılan etkenler olduğunu düşünüyorum. Bir olay ele alınırken neden-sonuç ilişkisi kurmak için, olayın kendi doğal koşullarını dikkate almamak dürüstlük değil en azından. Bu kitap bu tür çarpıklıkları tepeliyor gibime geldi.
Satır arasında birşey daha dikkatimi çekti bu kitapta. "Dersim katliamı" diye bildiğimiz olayın organizatörünün, o zamanın Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası olduğu tezi var. Bu konuda tamamen Atatürk sevri suçlanıyor ama, bu partinin adı geçen başka kaynaklar var mıdır? merak ediyorum.

Okumakta yarar far felsefespri.

ayşegül dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
ayşegül dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Zihni örer dedi ki...

sevgili yoldaş,
Sen siyaset doktoru olarak öyle diyorsan önemi büyüktür benim için.
Ondan önce yüzünü gören cennetlik biliyorsun:)

"Dersim"e çalışmayan tembel öğrenci politikacılar
bizi şaşırtmaya çaılışıyorlar. Bu konuda çok farklı kaynaklardan farklı görüşler okudum. Bu yazıda dikkatimi çekenler, Tolga'dan aldığın yazıdan biraz farklı gibi. Dersim katilinin resmi sorumlusu CHP hükümeti görünse de, asıl provakatör bu günün milliyetçi kadrolarının uzantıbaşı olan Terakkiperver Fırkası olduğu anlaşılıyor. bu partilerin CHP ile ters düşmesinin temel faktörlerinden biri bu komplo olabilir mi? diye düşünmekteyim.

Adsız dedi ki...

tek parti yılları üzerine bir yazı yazman çok iyi oldu yoldaş kabul etmek lazım kimi eksikleri var tek parti iktidarının ulus devlet oluşum sürecindeki bazı yanlış tutumları olduğu gibi yaklaşık 2 hafta önce ali sirmen yazdı bu konuda bir şeyler ama bu toprakalrı pekte iyi tahlil edememeden ağalara şeyhlere padişahlara karşı boyun eğmeyi vazife gören kandırılmış milyonları hesaba katmadan bu düzenin yıkıcılarına 2.mahmuttan başlayarak jön türkere ittihad terakkiye ve son olarak cumhuriyet devriminin çekirdek kadrosuna yapılan faşistlik eleştrileri ağır oluyor biraz kanımca evet sosyalist olmayabilir bu saydıklarım ama yaptıkları hafife alınacak şeyler mi 68 ruhuna hiç mi katkıları yok acaba ya da bu sert eleştrilerin sahipleri iran komünist partisi tudehe humeyninin yaptıklarından pek mi birhaberler acaba saygılarımla kubilay düzenli

Zihni örer dedi ki...

Kubilay yoldaş,
Bu kitabı sana hediye edeceğim. En kısa zamanda gönderiyorum. Daha sonra daha detaylı konuşuruz, sevgiler.