7.4.11

çatlamış ar damarın ideolojik rengi

“Akacak kan damarda durmaz” derler, öyleyse ”ar damarı çatlamış”ların kanı neden tükenmiyor?
“Harici kan ile besleniyorlar da ondan”….
Ar damardan kaçan kan ahlak ve etik değerleri de birlikte götürürken, yerine başka emeklerin kan ve ürünlerini devşirirler. Maddi olarak daha da güçlenirler ama, maneviyatları batar. Maneviyatları battığından “maneviyat ticaretini” politik amaçlarına harç yaparlar. Harç, birkaç hamle sonra “haraç”a dönüşür de, enayi tayfası hiç farkında olamaz.
Liberal karmaşada oyunun asıl kuralı budur.

Biraz, tıp kapsamında ahkam keseceğim izninizle.

Kan debisinin dengeli olma durumu, insan psikoloji ve fizyolojisinin sağlıklı olduğunun göstergesi sayılır.

Kalbin çakraya (belki de üst beyine) ilettiği kan, nöronlarda kimyasal madde salgılanmasına neden olacağından, oradaki pozitif enerji, duyguları biçimlendirir ve aklımızı tetiklediğinde, kendi davranışımızı (özellikle haksız tutumumuzu) sorgulamaya başlarız. Böyle bir durumun tek sözcükle ifadesi “utanç” olarak bilinir; bir çeşit vijdan muhasebesi, yani “soğuk terleme” hali.

ar damarı çatlamak; “utanç duyulacak şeyleri hiç sıkılmadan yapar olmak” diye tanımlamışlar. Kan basıncının yetersiz olduğu (hissizlik) durumunda kişi, -evrensel etik ölçülere göre- işlediği suçtan dolayı ya farkındasızlık-uyuşukluk yaşar, ya da (suç işlemede fazla tekrar yaşanmışsa) bağışıklık sistemini güçlendirir ve tepki gördüğü ve göreceğini umduğu anlarda “hiç bir şey olmamış gibi” davranmayı bir tiyatro oyuncusu ustalığında sergileyebilir. Kişi arsızlıkta profesyonelleştikçe, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” deyimi tam da böyleleri için “huy markası” haline gelir....

Ar damarı çatlatmayı göze aldıran tutum, ego çılgınlığı yani, kısa yoldan çok kazanma ve boyundan büyük mevkiye sıçrama tutkusundan başka ne olabilir?

Ahlak konusunda çok iddialı ve bir o kadar da egemen olan, aynı zamanda toplum çıkarını kontrol eden fikir, inanç ya da siyasi organizatörler vardır. Onların pratiklerini “ar damarı” kapsamında sorgulayabilmek biraz “protest huy” ister. Protestçilik riskli bir misyondur. Tüm cesaretlerini özenle korudukları ar damarlarından alırlar. “Protest huy” ile “yavuz hırsız” tavrı şekil olarak benzeşebilir ama içeriğinde etik fark vardır ki, birbirinin cepheden rakibi, hatta düşmanıdırlar. Bir yürekte her ikisinin birden barınması imkansızdır. Protest huy derinden gelir ve kullandığı enerji tüm hücreleri titretirken; “yavuz hırsız sesi” çürük tenekenin yankısını andırdığından birkaç hamlede omurgasız bir tepkime olduğu anlaşılır. “Yavuz hırsız” deşifre edildiği halde gürültüsüne devam ediyorsa, o “arsızlık patenti” hakkını kazanmış olur.

Köle ruhluluğu kanıksayanlar ve mürit karakterliler genellikle ar damar testi konusunda yeteneksiz, ya da isteksizdirler. Böyle toplumda kullanmayanın demokrasisini ve genel haklarını kullananlar (çok kolay anlaşılacağı gibi), arsız takımıdır. Başkasının ortada kalmış demokrasisini kullanmanın ideolojik adı, liberal demokrasidir. Liberal girişimciler, böyle bulanık havayı öyle severler ki, fırsat-ganimet kapsamında, “serbest piyasa” kuralının tüm verilerini “ar damar” kompleksiyle yatırıma dönüştürürler. Böyle tablolarda çoğunluğun oy ve emekleri, arsızların çıkarına yönlendirilmesi kaçınılmazdır. Hep “huzur ve barış” isterler, ahlaktan çokça söz ederler….
Lügatte “ahmak, enayi” diye bilinen kitlelerin üzerine kurulan bir parti, kooperatif, dernek gibi örgütlerin (çoğunun), çatlamış ar damara tutunmadan çoğunluğun desteğini sürekli alması, “eşyanın tabiatına aykırı”dır.

Çıkar çelişkileri süreklilik arzedipte tavan yaptığı bir yerde, katıksız itaat başka türlü nasıl izah edilebilir?

Ar damarı çatlayanın ter damarı çatlamaz.
Bu yüzden nah utanırlar,
tükürükleri yağmur sanırlar.
z.örer

Bir sonraki yazı konusu “ar damarı süzgeciyle, kadın hakları”.

10 yorum:

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,
Bir kez ar damarı çatlamasın kişinin arkası çorap söküğü gibi geliyor. Düşünme tembeli bir toplumda yakalansalar da değişen bir şey olmuyor. Düşünmek, düşündüğünü savunmak zor iş, birilerinin peşine düş keyfine bak, onlar ne diyorsa papağan gibi tekrarla, olsun bitsin. Öğretmenden çok imam lafı ediliyor bu yüzden. Ezberle dur, kul ol, köle ol.
Ahlak ahlak diye diye ahlakı, adalet adalet diye diye adaleti,
eşitlik diye diye eşitliği,
kalkınma diye diye kalkınmayı yok ettiler...
Yüreğine,aklına sağlık ne diyim.

alizafersapci dedi ki...

Şimdilik böyle bir damardan söz etmek zor!
Sonunda akıl kazanacak, bilim kazanacak, AR kazanacak.

TOLGA dedi ki...

çatlamış ar damarın ideolojik rengi olmaz zihni abi.olsa olsa
kaypak,renksiz olur.
sevgiyle.

zihni dedi ki...

Aysema Hocam,
ne yaman çelişkilerle yuvarlanıp gidiyoruz değil mi!
sizin bu dönem Miletvekili aday adayı olacağınız ummuştum doğrusu, yakışır dı da:)

zihni dedi ki...

Alizafer,
"ar" umutların gizli iktidarı değil mi?
özgün ahlaka aykırı olan her zaman beddua alır, bir gün yıkılacağı umulur. Umudun olmadığı tek mekan ölüm hücresi olsa gerek.

zihni dedi ki...

Sevgili Tolga,
konuyu tam nabzından yakalamışsın:)
çatlamış ar damar ile "su"yu özdeşleştirmek biraz aklamak sayılmaz mı ar damarı?
su doğallığın ve önyargısızlığın sembolü daha çok. su akar çukurunu bulur" sözü bunu açıklar.
Eveti bir renksizlik yakalamışsın haklı olarak. İşte onlara "farkındasızlar" diyoruz. yani uyuşuk takımı. bu toplumda demokrasinin sayısal tabanı onlar. bilmediği amaç ve düşünceyi iktidar yapacak kadar çoğunluktalar. Onlar, renksizler... ar damarı çatlamışlara bir renk reva göreceksek, ben karayı uygun görürüm. çünkü, kiri en fazla gizleyen renktir kara....

Elestirel dedi ki...

Eee benim yorumum nereye gitti? Ben yorum birakmistim buraya?

zihni dedi ki...

Eleştirel, bir baktım spam olarak mı düştü diye, yok. e-mailde de yok yorumun, sanırım bırakamamışsın!

Elestirel dedi ki...

Herhalde oyle olmasi gerek... Eee peki ne yazmistim? Bi hatirlasam> Neyse yine guzel baglantilarla (ahlakin fizyolojik aciklamalari gibi) iyi bir yazi olmus... Tesekkurler.

aysema dedi ki...

Sevgili Zihni,
Çok teşekkür ederim, şimdi gördüm yanıtı. Kolay mı aday adayı olmak? Bunun ekonomik boyutu bile bizi aşar.Tarikatı var, cemaati var, aşireti var, yalanı var, dolanı var, herkesin yüzüne gülünmesi var, doğru bildiğinden şaşması var,diyet ödemesi var...
Bizim gibi insanların yapacağı iş değil.Benim bildiğim öğretmenlik sadece.
Sevgilerimle...